Eğitim hakkı temel insan hakları arasında belki de en önemli haklardan biridir. Çünkü diğer haklarını nasıl kullanacağı büyük ölçüde bu haktan nasıl yararlanıldığına bağlıdır. Bu nedenle farklı gelişim özellikleri gösterenlerin eğitimi toplumsal, siyasal ve mesleki açılardan reddedilmesi güç, bir değer olarak savunulması zorunlu bir gerekliliktir.
Zihinsel ve ruhsal gelişimi farklı olanların da diğer insanlar gibi gelişme sınırları vardır. Ama diğerlerinden farklı olarak bu sınırlar bilinmemektedir. Ve yine diğerlerinden farklı olarak zihinsel ve ruhsal gelişimi farklı olanların topluma kaynaşma – toplumsallaşma gibi bir çabaları olmayabilir. Veya bu çaba kendilerince ve farklı, bilmediğimiz ama öğrenebileceğimiz ve sezebileceğimiz yollarla ifade edilmektedir. Dolayısıyla onların diğerlerine “kaynaştırılması” değil, diğerlerinin onlarla “kaynaşması” zorunluluğu vardır.
Eğitim modeli olarak kaynaşma, “doğuştan gelen güç sermayesinin ne olduğunun ortaya konulması ve kesin olarak belirlenmiş eylem biçimlerine, yani alışkanlıklara dönüştürme bakımından bu sermayeden yararlanılmasıdır.
Kaynaşmayı sağlayacak en etkili ortamlar aile, akran grubu ve yaşanılan yakın çevredir. Bu ortamlarda kaynaşma için elverişli geliştirici bir duygusal iklimin yaratılması önemli.Sakin sakin yemeğini yerken bağırarak ayağa fırlayan ve o anda tüm çabaları yetersiz ve işlevsiz kılan ve herkese çaresizlik yaşatan ergen bir otistiğin bu davranışını hangi kaygı, korku, beklenti ya da tepkinin oluşturduğunu bilemeyiz. Onunla birebir ilişkide bulunan aile eğitimci veya akran grubunun tek bilgilenme kaynağı kendini onun yerine koyup ne hissettiğini sezmeye çalışmaktır.
Kuşkusuz pek çok problem anında çözülmez. Ancak baskı ile kontrol altına alabiliriz. Bu kontrolün nelere yol açtığını bilmek imkansızdır. Aile, eğitimci veya akran bu yaşadığı duyguyu (korku, güçlük, çaresizlik, öfke, kaygı) bir araya geldiklerinde (diğer aile ziyaretlerinde, eğitim toplantılarında) dile getirip paylaştığı zaman bir bakıma otistiğin krizine yol açan iç süreci, gruptakiler tarafından paylaşılmış ve belki biraz anlaşılmış olur.
Kısmen anladığımız bir duruma biz “normaller” daha az kaygı ve daha çok güvenle bakarız. Eğitimci ve ailenin daha az kaygılı ve daha çok güvenli hal ve davranışları bir otistiğin kendini güvende hissedebilmesi. İçin gereklidir. Normal çocuklarda da bu böyledir.
Bundan dolayı bu tür toplantılarda ve birlikteliklerde kişiler; olumlu – olumsuz yaşadığı olayları ve duygularını, kaygılarını, çaresizliğini ve hatta mutlu anlarını diğer katılımcılarla paylaşmalıdır.
Otistik çocukların, yaşadıkları toplumun parçası olmayı öğrenebilmeleri için mutlaka sosyal etkileşim ve beceri alanlarında destek almaları gerekmektedir. Bizlere bu konuda düşen görev ise otistik çocuklarımızın sosyal gelişim düzeylerini izlemek ve sosyal becerilerde ilerlemelerine yönelik olarak, yapılandırılmış sosyal ortamlarda bağımsızlıklarını arttırıcı fırsatlar sağlamaktır.
Pek çok aile, çocuklarıyla birlikte restorana, komşuya, markete yaptıkları ziyaret ve gezilerde zorluk çekmişlerdir. Çocuklar marketin raflarını devirme, öfke nöbetlerine girme veya restoranda otururken diğer müşterilere yiyecek atma gibi davranışlar göstermektedirler. Bazen de caddede giderken yola fırlamak veya şehirde kaybolmak gibi olaylar çocuğun hayatının tehlikeye girmesi anlamına gelmektedir. Her ne olursa olsun, kuralsız davranışlar sergileyen bir çocuk hem kendisini hem de ailesini eve hapsedecektir.
Otistik çocuklar değişik sebeplerinden dolayı sıklıkla sosyal etkileşimden ve sosyal ortamlardan geri çekilirler. Genellikle yetişkinleri ve bulundukları grup içindeki diğer çocukları da şaşırtan hareketlerde bulunurlar. Yakınlarıyla göz kontağı kurabilen bir otistik çocuk, değişik bir sosyal ortamdayken, içinde bulunduğu gruptaki kişilerle iletişime girmekten kaçınabilir. Bunun nedeni otistik özelliğine bağlı olan iletişim tarzı sebebiyle diğer kişinin iletişim kurma çabalarını anlayamamasındandır.
Otistik bir çocuk, diğer çocuklarla birlikte oyun oynama fırsatı oluştuğunda ilgisiz ve ayrı konumdadır. Bunun sebebi, otistik çocuğun oyun oynama biçiminin alışılmışın dışında olması ve genellikle diğer çocukların oyun oynama biçimlerine uymamasıdır. Otistik çocuklar sıklıkla diğer çocukların oyunlarını seyrederler, oyuna nasıl katılacaklarını bilemezler, kendi ilgileri doğrultusunda nasıl iletişim kurulacağını da bilmediklerinden diğer çocukların sosyal içerikli oyunlarını oynayamazlar.
Otistik çocuğu yaşıtlarıyla her fırsatta oyun oynamaya teşvik ederken o ortamda çocuğun pasif ve belli becerilerden yoksun olmaması için ona oyun oynama becerisinin öğretilmesi gerekmektedir. Öğretilmesi planlanan davranışa model oluşturarak, çocuğa pek çok işe yarar ve zevkli davranışlar öğretilebilir, oluşturulan bu davranışı model olarak taklit etmesi için çocuk sık sık cesaretlendirilmeli ve teşvik edilmelidir.
KAYNAŞTIRMA EĞİTİMİNDE
YAŞANACAK GÜÇLÜKLER Kaynaştırma yoluyla eğitim : Özel eğitime muhtaç çocuklara örgün ve yaygın eğitim kurumları içerisinde, normal akranları arasında özür ve özelliklerine uygun olarak verilen eğitime kaynaştırma eğitimi denir. Kaynaştırma, bireyselleştirilmiş eğitim plan ve programları içerisinde uygun görülen özürlü çocuklarla, normal akranlarının eğitim ve sosyal yönden bütünleşmesidir. Bu noktadan hareketle Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 21.12.1987 tarih ve 510/4308 sayılı “Özel Eğitime Muhtaç Çocukların Okul Öncesi Eğitimleri” konulu genelgeleri ve 20.04.1988 tarih ve 426/1198 sayılı “Özürlü Çocukların Normal Sınıflarda Kaynaştırma Yoluyla Eğitimi” konulu genelgeleriyle fiilen kaynaştırma eğitimi programı başlamıştır.
YAŞANACAK GÜÇLÜKLER Kaynaştırma yoluyla eğitim : Özel eğitime muhtaç çocuklara örgün ve yaygın eğitim kurumları içerisinde, normal akranları arasında özür ve özelliklerine uygun olarak verilen eğitime kaynaştırma eğitimi denir. Kaynaştırma, bireyselleştirilmiş eğitim plan ve programları içerisinde uygun görülen özürlü çocuklarla, normal akranlarının eğitim ve sosyal yönden bütünleşmesidir. Bu noktadan hareketle Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 21.12.1987 tarih ve 510/4308 sayılı “Özel Eğitime Muhtaç Çocukların Okul Öncesi Eğitimleri” konulu genelgeleri ve 20.04.1988 tarih ve 426/1198 sayılı “Özürlü Çocukların Normal Sınıflarda Kaynaştırma Yoluyla Eğitimi” konulu genelgeleriyle fiilen kaynaştırma eğitimi programı başlamıştır.


Güzel bilgiler :)
YanıtlaSilİşimize yarayacak tarzda bilgiler verilmiş. Eline sağlık..
YanıtlaSilSayfan ve paylaşımların güzel olmuş eline sağlık.
YanıtlaSil